21 Şubat 2013 Perşembe

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Kurucularından Eski Sahibi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı hızla Erbil Göktaş'laşırken, Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi Erbil Göktaş da şimşek hızıyla Mustafa Şükrü Demirkanlı'laşıyor!...





Coşkun Büktel · 54 takipçi
Salı, 11:18 · 
  • ARŞİV 3 EKİM 2007: Artık inancım odur ki, iyi bir oyun yazabilmek için (diğer pek çok şeyden önce) "karakter" gerekiyor.
    KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/linkcucenutandi.htm
    1
    • Zehra Sarısözen ve Nalan Örgüt bunu beğendi.
    • Mustafa Demirkanlı Coşkun, farklı başlık ama napim... Şu Avi Maraşlıyan meselesini çözdün mü? Hani senin facebook'una giderek destek verdiğin o "isimsiz sapık" hadi birlikte sizin hep yaptığınız gibi "adi, şerefsiz, orrospu çocuğu" tanımlarını birlikte kullanalım mı? Sen bu iletiyi yok sayacaksın, çünkü Avi'nin kim olduğunu öğrendin, belki de öncesinde biliyordun... Şimdi kıvır bakalım kıvırabildiğin kadar... O, senin de bildiğin kimliği yasal olarak kankan Hilmi'nin davasında resmi olarak kanıtlayacağım, bakalım o zaman ne yapacaksın? Feridun, bir iletisinde isim vermeden beni tanımlamış demiş, yok öyle bir şey, ben Feridun'u ya da bir başkasını tanımlamadım... IP'ler burada, sahibini hepimiz merak ediyor muyuz? Ne Feridun "beni tanımladın" triplerine girsin, ne Hilmi düne kadar desteklediği Avi'den kaçarak, sapığı tiyatronline'a mal etmeye çalışsın... İstediğiniz kadar yapın... Avi'nin imzası (3 tane) burada, kimliğini çözdük ama işe yaramaz yasal olarak belgelenecek... IP'lerini vereyim mi? Merak ediyorsan söyle vereyim... Bu sahtekarlıklar resmi olarak kanıtlanacak ve sonrasındaki görüşler de kamuoyuna yansıyacak... O gün senden destek istemiştim, bu sahte isimli sapığın tespitinde, destek verir misin diye, sen dalga geçtin, gittin Avi Maraşlıyan'a destek verdin... Avi'nin kimliği resmi olarak tespit edildiğinde, onun gölge kimliği olduğun da kanıtlanmış olacak... Sona çok az kaldı... Gerçekten doğrudan, gerçekten yanaysan hadi gel AVİ'nin kimliğini birlikte açıklayalım... Var mısın?
    • Mustafa Demirkanlı Büktel, gerçekçi filan değildir, pragmatistir... Düne kadar kol kola oldukları, Dergi'sinde kapak olduğu Erbil Göktaş'la Hilmi Bulunmaz'ın birbirinin kirli çamaşırlarını aktardıkları -ki çoğunun tanığı ve paylaşanı Büktel'dir- sessiz kalacaktır... Bu polemikten Büktel'e ekmek yok... Büktel işte bu kadar gerçekçidir... İşine geldiği kadar... İzleyin, sürekli gündeme getirdikleri artık ilgi alanının dışında olacak... Çünkü... avi de açıklanırsa, ömür boyu oluşturulmaya çalışılan çökecek... Bence çökmeyecek, Bğ
    • Mustafa Demirkanlı Büktel'in Feridun Çetinkaya diye sapasağlam, dümdüz, yalansız, dolansız, sahte kimlik kullanmayan ve yüzde yüz inandığı bir arkadaşı var, Büktel inanıyorsa biz de inanırız... Acaba Büktel, "Ben Feridun Çetinkaya'ya yüzde yüz kefilim" diyebiliyor mu? Diyebiliyorsa kayda alsın... Ama diyemeyecek ve burada yazamayacak... İddiam bu, yalanlamak da Büktel'e kaldı... İzleyelim, izledikçe Burak Caney'e ulaşacağız...
    • Mustafa Demirkanlı Erbil Göktaş'ın gerçekliklerle dolu, sermayeyle kol kola girenleri deşifre ettiği ve Hilmi Bulunmaz'ın kapitalist ilişkilerini açıkladığı yazısı....http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3689
    • Mustafa Demirkanlı Bu masala devam edeceğim... Kahramanlar: Coşkun Büktel, Feridun Çetinkaya, Hilmi Bulunmaz ve Erbil Göktaş... İzleyelim...
    • Coşkun Büktel Bın birinci kez soruyorum, Mustafa, şu aşağıdaki hakaretleri sen mi yazdın, yoksa onları ben mi uydurup sana mal ettim?

      MUSTAFA DEMİRKANLI: "Büktel, sen ne kadar korkak bir adamsın ve sen ne kadar yalanı ilke edinmiş bir adamsın ve sen Büktel ne kadar
       iftiracı bir adamsın. Adamsan karşıma çık, ne diyeceksen yüzüme söyle, bunu sana defalarca söyledim ve sen hepsinde kaçtın... Sadece yalan, iftira ile yaşamayı tercih ediyorsun. Eğer sen adamsan, karşıma çıkamıyorsan sıkıştığın yerde adımı kullanma! Bu takma ismlilerin sahibi tam bir orospu çocuğudur, bunları bana maletmeye kalkan da kendi sıfatını kendine yakılştırsın ama Büktel bir daha belgesiz konuşmam deme, eğer utanma duygun varsa. Tekrar ediyorum, bu takma isimlileri yaratan Orrospu çocuğudur!!! Sakın bana küfrettin deme! Ben şerefsizlere küfrediyorum, o şerefsiz elini kaldırırsa, "benim o derse" ben de evet o elini kaldırana küfrettim diyeceğim. Karşıma çıkmadan bu iftiralarla yaşamayı tercih ediyorsan bu ancak sana yakışır. Pis iftiracı, yalancı... Yüreğin ve kendine güvenin varsa karşıma çık pis iftiracı... Utanma duygusunu yitirmiş sahte yazar..."
      KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/bukteldemirkanlineicti.htm
    • Coşkun Büktel Daha önce defalarca yaptığı için, Mustafa'nın yukarıdaki 5 yorumunu silerek örtbas etmesi çok muhtemel. O nedenle, her zaman yaptığımız gibi, Mustafa'nın 5 yorumunu bir de buraya kaydederek sağlama alalım: 

      Mustafa Demirkanlı · 20 ortak arkadaş
      Coşkun
      ...Daha Fazlasını Gör
    • Feridun Çetinkaya Aklısıra yasal sorumluluk altına girmemek için adımı vermeden, ama açıkça eşkalimi vermek suretiyle beni kastedip, günahımı alarak, sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro Dergisi'nin anasayfasında bana günlerce iftira ve hakaret eden, hatta yine beni kastederek "insan olarak bile nefes almamalı" diyebilecek kadar kendini kaybedebilen Mustafa Demirkanlı'nın nasıl biri olduğunu hâlâ anlayamamış olanlar; açıkça isim vermeden ima yoluyla onca iftira ve hakaret eden Mustafa Demirkanlı'nın mertçe isim vermeye çağrıldığında nasıl sus pus olduğunu gösteren şu ibretlik yazıyı mutlaka okumalılar: https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/472294379473578
    • Coşkun Büktel Feridun'un yukarıdaki yorumunda linkini verdiği benim yazımdan ibretlik bir bölüm:

      ARŞİV / 14 Ocak 2013 :

      (...) Bakmayın (Mustafa'nın) böyle yüksekten atıp meydan okuduğuna... Bu kadar kendinden emin göründüğüne... Mahkemeye ver, diye meydan okurken,
       aslında Feridun'un mahkemeye vermesinden üç-buçuk attığı için, onun tastamam tarifini verdiği halde, Feridun’un adını bile telaffuz edemiyor. Kocaman kulaklı, uzun hortumlu, üç-beş ton ağırlığında, kütük ayaklı, avcılarca avlanmasına yol açan gayet değerli ve yay şeklinde iki uzun dişi bulunan , derisi çok sert bir hayvan diyerek, tam tarifini verip de yalnızca “fil” diye adını koymaktan kaçınanların taktiğini uyguluyor. "Kıstırdığı" bu Burak Caney'in benim yakın arkadaşım olduğunu, adının Fatsa’nın F’siyle başladığını, Avi'nin facebook'taki arkadaş listesinde adının bulunmadığını, tiyatro eğitimi alıp da o alanda başarısız olduğunu (yani tiyatro dışı bir işte çalıştığını), dergiden (yani Mustafa'nın dergisinden) kovulduğunu ve "ağırına gittiği için bunu hazmedemediğini söylüyor. (Mustafa’nın Feridun’a daha önce de “isim vererek” yönelttiği ve Feridun’dan ağzının payını almasına yol açan, apaçık bir eski iftira…)

      Mustafa, Fatsa’nın F’si dediği Feridun’a iğrenç biçimde küfrederken, ona “mahkemeye git!” diye meydan okurken, onu kıstırdığını ve ben destek versem de vermesem de onu yakalayacağını söylüyor. Hatta 1 nolu yazısının başlığında " Avi Bey de Yakayı Ele Verdi" diyor. Ama aldırmayın: Sallıyor. Bu lafların altı hiçbir zaman dolmayacak. Mustafa, Feridun'un adını bile asla veremeyecek. Bu kendinden emin, tahrik ve küfür dolu ifadelerden hiçbir şey çıkmayacak! Gerçekten mahkemeye verilmek isteseydi, Fatsa'nın F'sinin adını vermesi yeterliydi. Kimse bu kuru gürültüleri, yalancı pehlivanlıkları ciddiye almasın! Mustafa, bu kez Feridun olarak gayet dezenformatif biçimde tarif ettiği ve güya kıstırdığını söylediği Burak Caney’i yakalamaya çalışmayacak bile… Sadece Feridun aleyhinde kara propaganda yapıyor. Her zamanki gibi zihinleri bulandırmaya ve Burak Caney’i yakalamaya çalışan adam gibi görünmeye, Burak Caney'in korsan sitesinde yazarlık etmiş olmaktan elini yıkamaya çalışıyor ama nafile…

      KAYNAK: https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/472294379473578
    • Mustafa Demirkanlı Feridun Çeetinkaya kendisine "iftira ve hakaret" ettiğim iddiasını buralarda cevahiri kurtarmak için yazmasın, beni doğrudan savcılığa şikayet etsin. Eğer şikayet etmiyorsa, "yoksa çekindiği bir şey mi var?" der insanlar... Eldeki IP'leri verir, resmi olarak Avi Bey'le tanışmış oluruz. Sizler sadece HAKİKAT"in peşinde değil misiniz? Haydi bakalım...
    • Mustafa Demirkanlı Sadece gerçek'in peşinde olan bir diğer arkadaşınızın H. Hilmi Bulunmaz'ın gerçek dışılığını Erbil Göktaş açıklamış, bakalım yalanlama gelecek mi? Erbil Göktaş'dan "Örneğin, kanlı-bıçaklı olduğunuz Mustafa Demirkanlı’nın Tiyatro-Tiyatro Dergisi’ni geçen aylarda dağıtıma gittiğimiz Mephisto’da gördüğümü ve satın aldığımı size söylüyorum; “inanmak” istemiyorsunuz; “gerçekleri” işimize geldiği gibi yorumlamak da “kötü” bir şey değil mi?" http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3690
    • Coşkun Büktel Mustafa, (Avi'yle ilgili iki yazında tam tanımını verip de ismini vermeye yanaşmaksızın Avi, hatta Burak Caney olmakla suçladığın) Feridun Çetinkaya hakkında; bu sayfadaki ilk yorumunda "Feridun, bir iletisinde isim vermeden beni tanımlamış demiş, yok öyle bir şey, ben Feridun'u ya da bir başkasını tanımlamadım..." diyerek 180 derece dönüş yaparken hiç yüzün kızarmadı mı? (Avi hakkındaki yazılarında başka bir sürü tanımın yanında benim kankam olarak da tanımlayıp adını da "Fatsa'nın F'si" olarak verdikten sonra Avi olmakla suçladığın) Feridun'un seni savcılığa şikayet etmesinden bu kadar mı korkuyorsun? Avi yazılarında Feridun'a gayet açıkça yönelttiğin iğrenç suçlamaları, "nefes bile almamalı" tehditlerini bir kenara atarak, ben o lafları Feridun'a söylemedim, o lafların muhatabı olarak Feridun'u tanımlamadım, diyorsun. Açıkça görülüyor ki, Feridun'un seni mahkemeye verebilme ihtimalinden üç buçuk atıyor, bu ihtimali bertaraf etmek için, 180 derece dönmeyi bile göze alıyor; sırf Feridun seni savcıya şikayet edemesin diye, Avi yazılarında yaptığın tastamam tarifi ve adlandırmayı, bu sayfadaki daha ilk yorumunda ak pak inkar ediyorsun.

      Peki 180 derece dönmek sana yetiyor mu? Hayır. Yukarıdaki, alttan ikinci yorumunda, bir 180 derece daha dönerek, aynen, diyorsun ki:

      "Feridun Çeetinkaya kendisine 'iftira ve hakaret' ettiğim iddiasını buralarda cevahiri kurtarmak için yazmasın, beni doğrudan savcılığa şikayet etsin."

      Madem ki Feridun'u "tanımlamadın", madem ki Avi olmakla iğrenç biçimde suçladığın ve kankam olarak tanımlayıp "Fatsa'nın F'si" olarak adlandırdığın "Avi bey"in Feridun olmadığını söylüyorsun; öyleyse benim kankam Feridun, niye (senin deyişinle) "cevahiri" (doğrusu "zevahir") kurtarmak zorunda olsun ki? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Hem seni savcılığa şikayet edemesin diye tüm suçlamalarını 180 derece dönerek geri alıyor, hem de kalkıp Feridun'a "savcılığa şikayet etsin" diyerek güya hodri meydan çekip kabadayılık ediyorsun. Bu 180 derecelik hızlı dönüşlerden sonra yanakların pembeleşip yüzün hiç kızar mıyor mu? Bu 180 derece dönüşlerle asıl kendin zevahiri kurtarmaya çalışırken, seni ürküten kişiyi "zevahiri kurtarmaya çalışmakla" suçlaman, acaba sana bir pişkinlik şampiyonluğu getirebilir mi, ne dersin?

      Diyorsun ki:

      "Eğer şikayet etmiyorsa, 'yoksa çekindiği bir şey mi var?' der insanlar..."

      Tabii, ki, çekindiği bir şey var, Mustafa: Senin pişkinliğin ve gerektiğinde, aynı sayfada söylediklerini bile inkâr edebilmene imkân sağlayan 180 derece dönebilme kabiliyetin...

      Okurlara konu dışı bir sorum var: Ortalama bir vantilatör saniyede kaç dönüş yapar?

      (Kaynak: facebook)

25 Aralık 2012 Salı

"THEOPE" YAZARI COŞKUN BÜKTEL, CUMA BOYNUKARA'NIN RÜŞVET SUÇLAMASINI GAYET NET BİR BİÇİMDE CİDDİYE ALDI!




TİYATRO YAZARI CUMA BOYNUKARA'DAN TİYATRO YÖNETMENLERİNE YÜZ KIZARTICI BİR RÜŞVET SUÇLAMASI:

"REJİSÖRLE, TELİFİ PAYLAŞACAKSIN."


Hiçbir yönetmen benden (Coşkun Büktel'den) oyunumu oynamak için rüşvet istemeye kalkmadı. Theope gibi bir oyun yazmışsanız, yönetmenler değil sizden rüşvet istemek, size ricacı olurlar oyununuzu oynamak için... Ve siz oyununuzu, ne denli paraya ihtiyacınız olursa olsun, bir an önce para kazanayım kaygısıyla, karşınıza çıkan ilk yönetmene asla emanet etmez; kaç yıl beklemeniz gerekirse gereksin, size güven verebilecek bir yönetmen ve sahne bulmayı şart koşarsınız. Bu uğurda oyununuzu hayatınız boyunca sahnede görememeyi göze alırsınız. Eğer tiyatro sanatını ve oyun yazmayı, bir oyuna 7 yıl harcayacak kadar ciddiye almışsanız, oyununuzun onurunu savunmayı para kazanmanın çok ama çok daha fazla önüne koyarsınız. Theope'yi sahnelemek isteyen birkaç yönetmeni reddettiğim (vandalların saldırıları üzerine) isimlerini belirterek yazmak zorunda kaldığım yazılarımdan biliniyor.

Yönetmenlere karşı bilinen tutumum nedeniyle, Lefkoşa Şehir Tiyatrosu'nun, Theope'yi benden izin almaksızın korsan olarak sahnelediği de biliniyor. Kıbrıs'a gidip seyrettikten sonra hiç beğenmediğim o korsan prodüksiyonu sahneden kaldırtmak elimdeydi. Ama oyuncuların aylar süren emeğini çöpe atmak içimden gelmedi ve oyunun (Türkiye'ye getirilmemek koşuluyla, Kıbrıs'ta oynanmasına izin verdim. Niçin? Para için mi? Hayır. Korsan tiyatrocuları mahkemeye vererek tazminat kazamam mümkündü. Yapmadım. Bana kaç para telif ödeyeceklerini sorduklarında, "Bu benim Theope'm değil!" diyerek, hem o prodüksiyonu, hem de o prodüksiyondan para kazanmayı reddettim. Benim bir oyun yazarı olarak, üstelik de sefalet koşullarında yaşadığım o yıllarda bile, parayla ilişkim bu biçimdeydi. Bütün bunlar bilindiği için, hiçbir yönetmen benden rüşvet istemeyi aklından geçirmedi. Yani Cuma Boynukara'nın sözünü ettiği rüşvet suçlamasının asla tanığı olamadım.

Peki Boynukaranın rüşvet suçlamasını inandırıcı buluyor muyum? Harika oyun metinleri sırada beklerken, yönetmen ve yöneticilerin sahneye konması için, ne denli berbat metinlere öncelik tanıdıklarını hatırlayınca; ne yazık ki, Boynukara'nın suçlamaları için, "inandırıcı değil!" diyemiyorum. Boynukara bu konuda yaşadıklarını veya bildiklerini keşke isim vererek, somut ve çok daha inandırıcı biçimde teşhir etmeyi göze alabilseydi!... Ama her ne olursa olsun, sayın Boynukara, tiyatromuzun en iğrenç olgularından birine dikkat çekmekle, bence, yine de, çok önemli ve değerli bir hizmet gerçekleştirmiş. Tiyatroyla ilgili herkes, hepimiz, artık Boynukara'nın işaret ettiği iğrenç olgu konusunda çok daha bilinçli ve uyanık olacağız.

Boynukara'nın söz konusu suçlamalarını okuyun bakalım, acaba siz ne kadar inandırıcı ya da ne kadar temelsiz ve asılsız bulacaksınız:

http://www.tiyatroyun.blogspot.com/2012/12/boynukara-cok-gec-olmadanda-son-perde_5912.html

  • Coşkun Büktel Artık bir Türk yazarının ipe sapa gelmez metnini ya da ipe sapa gelmez bir oyun çevirisini ne zaman oyun diye ciddiye alınıp da sahnelenmiş görsem, Cuma Boynukara'nın suçlamasını hatırlayacağım.

    (Kaynak: facebook)

4 Aralık 2012 Salı

400 yıldır dünya sahnelerini işgâl edip, halklara yarar değil zarar veren Shakespeare'in sahte duygular mimarı olduğunu bilmeyen yada bildiği hâlde halktan gizleyen Kültür ve Turizm Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay, aynen şöyle saçmalamış: "Oyun, 'dengbej' geleneğiyle, Güneydoğu'nun halk aşığı geleneğiyle uyarlanan bir Shakespeare çalışması olmuş. Çok başarılı buldum. Yerel motifler oyuna yerleştirilmiş ve Hamlet, sanki Cizre Botan halkından bir hikaye gibi anlatılıyor."


Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay , Kürtçe “Hamlet” oyununu çok başarılı bulduğunu belirterek, “Yerel motifler oyuna yerleştirilmiş ve Hamlet, sanki Cizre Botan halkından bir hikaye gibi anlatılıyor. Demek ki sanatın dili öteki dillerin hepsinden daha fazla insanları bir arada buluşturabiliyor ve dünyayı yaşanılabilir, katlanılabilir, dayanılabilir kılıyor” dedi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nca sahnelenen Kürtçe “Hamlet”, Şinasi Sahnesi’nde Başkentlilerle buluştu. Oyunu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yanı sıra, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ve BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık da izledi.

Basın mensuplarının soruları üzerine oyuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Günay, Hamlet’in çok başarılı uyarlandığını belirterek, bire bir, klasik bir oyun çevirisi yapılmadığını söyledi. Günay, şunları kaydetti:

“Oyun, ‘dengbej’ geleneğiyle, Güneydoğu ‘nun halk aşığı geleneğiyle uyarlanan bir Shakespeare çalışması olmuş. Çok başarılı buldum. Yerel motifler oyuna yerleştirilmiş ve Hamlet, sanki Cizre Botan halkından bir hikaye gibi anlatılıyor.

Demek ki sanatın dili öteki dillerin hepsinden daha fazla insanları bir arada buluşturabiliyor ve dünyayı yaşanılabilir, katlanılabilir, dayanılabilir kılıyor. Acımasız dünyada sanatı yaşatmak için en fazla yapmamız gereken sanat ürünlerini çoğaltmak. Bu akşam bunun somut örneklerinden birini görüyoruz.”

“KÜRTÇE KAMUSAL ALANDA DA, EĞİTİMDE DE ETKİN KULLANILMALI”

BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak da, gazetecilere yaptığı açıklamada, Hamlet’in Kürtçe sahnelenmesinin önemli ancak yeterli olmadığını belirtti. Kürtçe’nin kamusal alanda da, eğitimde de etkin bir şekilde kullanılması gerektiğini savunan Kışanak, oyunun, sanatın gücünü gösterdiğini ifade etti.

Kışanak, “Umarım buradan herkes güçlü mesajlar alır. Bu ülkede büyük bir zenginlik olduğunu, farklı dillerin varlığını ve bu farklı dillerin özgürce kullanılmasının ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu bugün burada biz hissettik, yaşadık. Eminim bu yaklaşımı herkes hisseder ve bu ülkedeki bütün dillerin önündeki engeller kalkar. İnsanlar dilini sınırsız bir şekilde kullanırlar ve bu ülke daha zengin, daha güzel, daha mutlu bir ülke olur” diye konuştu.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan da Kürtçe’nin çok zengin bir dil olduğunu belirterek, oyunda Kürtçe’nin çok güzel kullanıldığını, oyuncuların performansını soluk soluğa izlediklerini söyledi. Kürtçe bilmeyenler için arka fona Türkçe çeviri yansıtıldığına dikkati çeken Kaplan, “İnanın arkadaşlar Türkiye ‘yi bölmedi. En güzeli de bu, birleştirir” dedi.

Kaplan, “Kürt sorununun çözümü noktasında nasıl bir adım olabilir?” sorusunu yanıtlarken de, “ Anadolu ‘nun çok güzel renkleri ve sesleri var. Onları soldurmazsak, yaşatırsak birliğimizin, demokrasimizin harcı olur diye düşünüyorum. Milyonların konuştuğu bir dile artık kimsenin bu kadar korkakça yaklaşmaması lazım. Hamlet’i izlemelerini tavsiye ediyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da, “yurttaş” olarak bir şeyler söyleyebileceğini belirterek, dünya edebiyatından önemli bir eserin Kürtçe sahnelenmiş olmasının tek başına bir mesaj olduğunu belirtti. Tanrıkulu, “Bu dilin medeniyet dili olmadığını düşünenlere mesajdır ama herkese bir mesajdır” dedi.

(Kaynak: facebook)

1 Kasım 2012 Perşembe

"Theope" adlı oyunun yazarı ve "Ölüleri Gömün" oyununun çevirmeni Coşkun Büktel'le birlikte kendisinin sanatsal ifade olanaklarını ilelebet ilga ve imhâ etmek için bir araya gelen tam tamına 1100 KİŞİLİK LİNÇÇİ KARA KALABALIK ile her alanda dişe diş mücadele edebilecek güce sahip olan Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, "facebook bataklığı" diye adlandırdığı sosyal paylaşım sitesinde görüp okuduğu aşağıdaki yazı üzerine düşünürken, şöyle söyledi: "Ben, 'Türkiye dramatik yazarlığının Everest'i 'Theope'ye iftira atan LİNÇÇİ Prof. Dr. Özdemir Nutku'nun (gayet net olarak ortada durup kendini dayatan) bu iftirasını göremeyecek kadar kör ve geri zekâlı insanların soluk aldığı bir ülkede, LİNÇÇİ alçaklarla aynı kaptan su içeceğime (LİNÇÇİ alçakların yaptığı gibi sade suya tirit tiyatro yapacağıma), hiç tiyatro yapmamayı yeğleyebilirim!"



  • Nalan Örgüt, 7 saat önce, bir önceki başlığımın altına eklediği yorumda demiş ki:

    DİYORLAR Kİ ,COŞKUN BÜKTELİN YAZILARINI ÇOK UZUN OLDUĞU İÇİN OKUYAMIYORUZ ,....VE HAKLI OLDUĞU KONULARDA BİLE ,ONUNLA SÖYLEŞEMİYORUZ ...KİM BUNLAR DEME ,ONLAR SANA SAYGI DUYANLAR MERAK ETME SAPIKLAR DEĞİL ...

    ÖRGÜT'E BUNU SORDUĞU YERDE, ŞU CEVABI VERDİM:

    Yani bu ülkede bir yazının ne kadar uzun olması gerektiğini benden iyi bilecek insanlar mı var? Kimsenin benim her yazdığım şeyi okuması ya da benimle söyleşmesi gerekmez. İftiraya karşı olması yeter. Devlet memuru (DT sanatçısı) Merih Atalay bile, şu yumuşak ve ürkek ifadelerle de olsa, iftiraya karşı çıkabiliyor ve bir sanatçı olarak iftira karşısında sessiz kalmanın onursuzluğundan kendini kurtarabiliyor; işte DT sanatçısı Merih Atalay'ın dedikleri:

    "Bence de Özdemir Nutku artık bu hikayeye bir son vermelidir. Tükürdüğünü yalamak zor gelebilir büyük insanlara. Babalara. Atalara. Ama insan olan insana belki de en yakışanıdır ve hiç de onursuz bir tarafı yoktur.

    Şahsen ben böyle bir varsayımda bulunsaydım kanıtlamadan oturmazdım yerimde. Kanıtlayamıyorsam da, çoktan özrümü tüm gazetelerde hatta tam boy olarak yayınlamaktan hiç ama hiç gocunmaz ve çekinmezdim.

    Eğer ben Türkiye Tarihinin önemli bir adamı olsaydım ve de adım Özdemir Nutku olsaydı, asla böyle bir polemiğe bu denli çıra taşınmasına da göz yummazdım. Bu saçma sapan kıvılcımı boşyere harlandırmazdım hiç. Tüm çıracılar gibi kendimi de işten çıkartmakta beis görmezdim.

    Yazarlar, araştırmacılar, duayenler, virtüözler, bilir kişiler eğer bu örneğimizdeki adil olanın ne olması gerektiğini hala bilemiyorlarsa gerçekten Hilmi Bulunmaz haklıdır. Coşkun Büktel de sonuna kadar savunulmayı hak eder!!"

    KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm

    Merih, benim bütün yazılarımı okudu mu? Okumadı. (Zaten iftiraya karşı çıkmak için benim bütün yazılarımı okumaya gerek yok: Hiç de uzun olmayan ama iftiranın tüm kanıt ve belgelerini içeren şu özlü yazımı okumak yeter de artar bile: http://www.coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm)

    Merih benimle söyleşti mi? Evet, söyleşti. Söyleşmek istedi ve söyleşti. Linççiler ve takma isimliler ("ne idiği belirsizler") dışında benimle söyleşmek isteyen herkes, benimle söyleşti. Ben iddialarım bakımından megaloman sanılacak kadar aşırı bir insan olabilirim ama tanıyanlar bilirler: Aynı zamanda, dünyanın en mütevazı, en kolay ulaşılabilir ya da söyleşilebilir adamıyım. Tanıdığım hiç kimse, benimle söyleşmek isteyip de söyleşemediğini iddia edemez.

    Yani sana sıralanan o bahanelerin hiçbir geçerliliği yok. Keşke bu anlattıklarımı sana o bahaneleri sıralayanlara sen anlatabilseydin. Çünkü her şey son derece açık. Linkini yukarıda verdiğim " LİNÇÇİ GERİ ZEKÂLILAR İÇİN ALFABE DÜZEYİNDE ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI REHBERİ" başlıklı yazımın ilk paragrafında dendiği gibi:

    "Özdemir Nutku skandalı, Devlet Tiyatrosu kamerasının CD kaydı ile de kanıtlanmış, açık, basit, kolay anlaşılır, bir iftira olayıdır. Genlerinde iftiraya karşı onları tepki vermeye zorlayan insani birtakım özellikler bulunması kaydıyla, geri zekâlılar bile anlayabilir."

    (BAKINIZ: http://www.coskunbuktel.com/buktelgerizekarehberi.htm)
    • Coşkun Büktel Merih Atalay'la iftira konusunda vardığı son noktaya gelmeden önce yaptığımız tartışma (söyleşi):http://www.coskunbuktel.com/buktelaforozparanoya.htm
    • Nalan Örgüt Yine okumayacaklar, okusalar bile asla Merih gibi bile olsa yanit vermeyecekler ama biliyorum ki, sen de onlarin yapmadiginin tersine , devam edeceksin son Mohikan olarAk, ne diyeyim tanri kolaylik versin, . :-)
    • Coşkun Büktel İyi de bir dediğin bir dediğine uymuyor. Sen değil misin, bu tartışmayı başlatırken bu insanlar için "KİM BUNLAR DEME ,ONLAR SANA SAYGI DUYANLAR MERAK ETME SAPIKLAR DEĞİL ..." diyen. Hakikati anlamak için şu kadarcık yazıyı okumak istemiyorlarsa, bu insanların bana (yani "hakikate") saygı duyduklarını nasıl söylersin? Hakikate saygı duymadıkları halde "sanatçı" olmak iddiası taşıyanların sapık olmadığını nasıl söylersin? 

      (NOT: Bu cevabı göndermek için gidip gidip gelen internetin tekrar gelmesini bekledim. İnternetim iki gündür bozuk. Hâlâ halledemedik. Yani Barış halledemedi.)