1 Mart 2013 Cuma

"İstanbul Korsan Tiyatroları" Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahin, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü K. Lemi Bilgin ve Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Veysel Sami Berikan'ın verdiği reklâmlarla ancak yayınlarını sürdüren Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş'la "İstanbul Korsan Tiyatroları" Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahin, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü K. Lemi Bilgin ve Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Veysel Sami Berikan'ın verdiği reklâmlarla ancak yayınlarını sürdüren LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Şükrü Demirkanlı, birbirlerine kavgada bile söylenmeyecek kadar ağır lâflar edip, tiyatro yayıncılığının düzeyini düşürüyorlar!


  • Erbil Göktaş: YENİ TİYATRO DERGİSİ'NİN ŞUBAT 2012, 35. SAYISINDA SAM SHEPARD'IN "ARKA BAHÇEYE NE GÖMDÜK?" ADLI OYUNU ÜCRETSİZ ARMAĞAN EDİLİYOR. BİLGE KOLOĞLU'NUN TÜRKÇE'YE KAZANDIRDIĞI "ARKAYA BAHÇEYE NE GÖMDÜK" YENİ TİYATRO DERGİSİ'NİN DE ARMAĞAN ETTİĞİ 29. KİTAP... DERGİYE ABONE OLANLARA KİTAPLAR ÜCRETSİZ ARMAĞAN EDİLİYOR.
    YENİ TİYATRO DERGİSİ'NİN ŞUBAT 2012, 35. SAYISINDA SAM SHEPARD'IN "ARKA BAHÇEYE NE GÖMDÜK?" ADLI OYUNU ÜCRETSİZ ARMAĞAN EDİLİYOR. BİLGE KOLOĞLU'NUN TÜRKÇE'YE KAZANDIRDIĞI "ARKAYA BAHÇEYE NE GÖMDÜK" YENİ TİYATRO DERGİSİ'NİN DE ARMAĞAN ETTİĞİ 29. KİTAP... DERGİYE ABONE OLANLARA KİTAPLAR ÜCRETSİZ ARMAĞAN EDİLİYOR.
    YENİ TİYATRO DERGİSİ'NİN ŞUBAT 2012, 35. SAYISINDA SAM SHEPARD'IN "ARKA BAHÇEYE NE GÖMDÜK?" ADLI OYUNU ÜCRETSİZ ARMAĞAN EDİLİYOR. BİLGE KOLOĞLU'NUN TÜRKÇE'YE KAZANDIRDIĞI "ARKAYA BAHÇEYE NE GÖMDÜK" YENİ TİYATRO DERGİSİ'NİN DE ARMAĞAN ETTİĞİ 29. KİTAP... DERGİYE ABONE OLANLARA KİTAPLAR ÜCRETSİZ ARMAĞAN EDİLİYOR.
    • Emrah CaniSadık Medin ve 2 kişi daha bunu beğendi.
    • Mustafa Demirkanlı Büktel, ben bulamadım Dergi'yi, sen nereden aldın? Yoksa yine yalan yayın mı yapıyorsun? Yapmıyorsundur, kesin edinmişsindir... Ben kötü bir adamım... Sen ki yalan söylemeyen bir gerçekçi... Belki de Erbil'in yalancısı olmuşsundur ama sen araştırmadan imza atmazsın, emin olduğun için eklemişsindir, hemen kanıtlar ve beni rezil edersin ama sen zaten rezil olamazsın... Rezil olamayacak kadar deneyimli bi kaşarsın... Yanıt bekiyorum: Yeni Tiyatro yayımlandı ve ben edindim ya da hiç araştırmadan ne zaman yayımlanacağını bilmediğim Dergi'yi yanılarak yayımlanmış gibi size aktardım, dersin, di'mi? Ya da şunu dersin: "Demirkalı'dan iğrenmeyenlerden...." Kesin bunu dersin, yukarıdakilere verecek yanıtın olmadığı için her zaman yaptığını yaparsın... Ama seni okuyanlar benim sorumun yanıtını merak edebilir, hiç değilse bir kişi... Örneğin beğen düğmesine basan İsa ya da Sadık...
    • Erbil Göktaş Mustafa Demirkanlı, bugün Hilmi Bulunmaz'ın yaptığı yayınlardan çok bunaldığı için olsa gerek, Bulunmaz'ın kendisine yaptıklarını, O da bana yapmaya çalışıyor; hatta bana yazdığı özel maillerde de beni yine "tehdit" etmeyi ihmal etmiyor. Coşkun Büktel Yeni Tiyatro dergisi abonesidir, dergi Pazartesi günü kendisine ulaşır; Yeni Tiyatro Dergisi'nin verdiği kitap ekini benim profilimden alıp paylaşmış ama Demirkanlı bunu fırsat bilip Bulunmaz'la ve Büktel'le olan "kan davası" sebebiyle hem Yeni Tiyatro'ya hem de Büktel'e vurmaya çalışıyor; yetmemiş İsa Albayrak'la Sadık Medin'e de vuruyor... Nedeni de, Bulunmaz'ın Demirkanlı hakkında yaptığı yayınları benim yönlendirdiğini düşünmesi... İşte Coşkun burda, sor bakalım, ben öyle bir şey yapıyor muyum, yapabilir miyim?... Demirkanlı'nın bu mantığı çok çarpık, Hilmi bana vuruyor, ben de Erbil'e vurayım; neden? Çünkü Erbil Hilmi'yle "tartışma-röportaj" yayınlıyor; yani bir derginin iç işlerine bu kadar karışılır, Yeni Tiyatro'ya ve Erbil Göktaş'a bu kadar haksızlık yapılır... Pes doğrusu...
    • Coşkun Büktel Ayrıca ben yayınlandı ya da yayınlanmadı diye bir iddiada bulunmadım ki... Hatta hiçbir iddiada bulunmadım. Hatta hiçbir şey söylemedim. Erbil Göktaş yazıp iki nokta koydum ve Erbil'in söylediklerini sadece paylaştım. Böylece okurların yeni çevirilmiş bir Sam Shephard oyunundan haberdar olmasını amaçladım. Bu sana niye battı, Mustafa? Evet, haklısın, sözün bittiği yerdeyim, sözüm kalmadı, söyleyecek başka şey bulamıyor ve tekrarlıyorum: "Mustafa Demirkanlı'yı midesi kaldırabilen, Demirkanlı'dan iğrenmeyebilen herkesten, tüm içtenliğimle iğreniyorum."

      Sana bin kere dedim, Hilmi'yle hesaplarını Hilmi'yle gör! Sana Hilmi'nin yerine cevap vermemi bekleme! Hilmi'nin burada cevap vermesini ise hiç bekleme!
    • Coşkun Büktel Erbil Göktaş az önce telefonla arayıp uyardı: Sam Shepard'ın "Arka Bahçeye Ne Gömdük" adıyla derginin yanında parasız dağıtılacak oyunu, Türkçe'ye (benim zannettiğim gibi) ilk kez çevirilmiş değilmiş. Orijinal adı "Burried Child" olan bu Shepard oyunu daha önce "Gömülü Çocuk" adıyla çevrilmiş ve Dost Yayınları'nın Shepard üçlemesindeki oyunlardan biri olarak yayınlanmış. Hatam için okurlardan özür dilerim.

      Hatalarımı yakalamak için tüm antenlerini açık tutan Mustafa Demirkanlı hatalarımı "imal etmekten" başka çare bulamazken; gerçek bir tiyatro insanı ve gerçek bir tiyatro yayıncısı olan Erbil Göktaş, hatayı şıp diye bulmuş ve kendi dergisinin parasız ek olarak vereceği çeviri oyunun aleyhine bir durum yaratmasına aldırmaksızın, okurların dezenforme edilmesini önlemek için, hatanın düzeltilmesini tercih etmiş. Okurlar adına Göktaş'ı kutluyor, bu vesileyle, kendilerini Demirkanlı'dan ve onun dezenformasyonlarından sakınmalarını yalnız okurlara değil, tüm canlılara tavsiye ediyorum.
    • Sadık Medin Bazıları sakız çiğnemeyi pek sever.Yola attıkları çiğnenmiş sakızlara basanlar ayakkabılarının topuklarını temizlemek için törpü niyetine kaldırım taşı ararlar. Kimi zaman; yavrusunu doyurmak için yerlerde yem arayan bir anaç kuşun boğularak ölmesine dahi sebep olabilir bu çiğnenmiş ve yerlere atılmış hurdahaş sakız artıkları. Ben en iyisi mi otuz yıl önce yazdığım "GÖZ ISIRMASI" ile ilgili bir şiirimi yeri gelmişken yayımlamış olayım. Bâki muhabbetlerimle: 

      GÖZÜM BİR YERDEN ISIRIR Yolda birini görsem
      Bir an göz göze gelsem,
      Tanısam-tanımasam
      Gözüm bir yerden ısırır.

      Bir söz duysam duyulmadık
      Söylenmedik dinlenmedik,
      Bulunmadık bilinmedik
      Gözüm bir yerden ısırır.

      Göz göz değil timsah dişi
      Diş geçirmek işi gücü;
      Onca hayal bunca düşü
      Gözüm bir yerden ısırır.

      Kelimeler elden günden
      Varsın olsun Nuh Nebi’den
      Biri ayrı öbüründen
      Gözüm bir yerden ısırır.
    • Mustafa Demirkanlı Doğru, Büktel yayımlanıp yayımlanmadığı konusunda bir açıklama yapmamış... Bulunmaz da artık yaptığı yalan yayınlardan utanmış olmalı ki, "Dergi (Yeni Tiyatro) bana ulaşmadan yayınlandı demem", deme gereğini duymuş... Hâlâ, ulaşmamış ki yayımlandı demedi... Bugün itibariyle ne satış noktalarında ne de ulaşması gereken yerlere ulaşmamıştı... P.tesi de geçti, sanırım Büktel'e de ulaşmamış... Takip edelim bakalım, ne zaman, nereye ulaşacak? Sizin: Hilmi-Erbil, pis ve bel altı yayınlarınız karşısında biz de biraz bel altı yayın ve takip yapalım, anlaşılan yöntem bu... uyalım... Bu pis süreci siz: Erbil ve Hilmi oluşturdunuz, önce hoşunuza gitti, biz de katılalım bu sürece daha keyifli olur... Basın İlan Kurumu'nun yönetmeliğini de kurcalayalım... Kurcalayalım tabii, eminim bu kurcalama en çok Büktel'in ve Hilmi'nin hoşuna gidecektir. "Tüyü bitmemiş yetimin hakları"na kim, nasıl göz dikiyormuş, hep birlikte görelim. Bakalım Yeni Tiyatro bu kurallara uymuş mu uymamış mı? Soralım bakalım Basın İlan Kurumu'na, onlar versin yanıtını... Sizin: Hilmi ve Erbil, yalan yayınlarınız karşısında gerçeği öğrenmek doğaldır ki Büktel'in de hakkıdır... Buyrun bakalım gerçeklere...
    • Erbil Göktaş Mustafa Demirkanlı yargısız infaz yapıyor, iftira atıyor, tehdit ediyor, yalan söylüyor, sabaha karşı 04.30'da uyuyamayıp içip içip benim üstüme böğürüp beni de kirletmek istemesinin başka bir açıklaması yok; Demirkanlı artık iyice kafayı sıyırmış... Benim vicdanım rahat; hiç kimseye şimdiye kadar ne 
      kötülük yaptım, ne de yapılmasını onayladım.

      Sen Mustafa, Hilmi'yle olan sorunlarınıza beni de karıştırıp yargısız infaz yapacaksan da yap!... Zaten gizliden gizliye yaptıklarını dayanamayıp açık açık yapmaya başladın... Benim başlattığım hangi "pis" süreç var; ben ne zaman "belaltı" yayın yaptım; SEN KENDİNİ ANLATIYORSUN SANIRIM; ARKADAŞLARIMA, AİLEME GELEN İMZASIZ MAİLLER, BENİM ADIMA AÇILMIŞ MAİLLERLE ARKADAŞLARIMA GÖNDERİLMİŞ KÜFÜR MEKTUPLARI HEP BENİ VE YENİ TİYATRO DERGİSİ'Nİ ÇEKEMEYENLERİN İŞLERİYKEN SENİ HİÇ SUÇLAMADIM; AMA SEN BENİ HİLMİ BULUNMAZ'LA SANA KARŞI BELALTI YAYIN YAPMAKLA SUÇLUYORSUN; BENİM BU YÖNDE YAPTIĞIM TEK BİR ÖRNEK GÖSTEREMEZSİN, YALAN SÖYLEMEYİ VE İFTİRA ATMAYI BIRAK... 

      Herkes kendisine yakışanı yapar, benim içim gayet rahat; ilan milan da umurumda değil, zaten senin yüzünden kurumlar bütün dergilere kuşkuyla bakıyorlar ama Yeni Tiyatro'nun dağıtımı da yapıldı, ilgili yerlere de gönderildi, Hilmi'ye de dün gönderildi... Yeni Tiyatro abonesi Coşkun Büktel de, bugün evine yakın olduğu için bırakılan Simurg Kitabevi''nden alabilir. Ben hesabını veremeyeceğim hiç bir "pis" şey yapmam; şimdiye kadar yaptıklarım da senin bana sataşmalarına sadece cevap vermektir, onu da açık açık yaptım. Bana bu yollu mailler gönderip Coşkun'la Hilmi'yle olan husumetlerine, onlardan yediğin dayaklara beni de karıştırıp asıl sen belden aşağı vuruyorsun, sonra da beni suçluyorsun; benimle uğraşmaktan vazgeç, kendi işine bak,bunları yazman iyi olmuş, herkes kimin ne olduğunu, bana ve Yeni Tiyatro Dergisi'ne nasıl çamur attığını, nasıl belden aşağı vurduğunu çok iyi görüyorlar... Ben hala nefs-i müdafaa yapıyorum, sadece sana cevap veriyorum; eğer seni ve dergini batırmaya karar verirsem, o zaman sadece sen değil, sana alet olanlar da, kışkırtmaya çalıştıkların da bin pişman olurlar; beni ve Yeni Tiyatro Dergisi'ni buna zorlama; bu söylediklerim de "öz savunmadır"; beni cenke zorlama; psikolojik yardıma ihtiyacı olan birine kesinlikle vurmayacağım. Sen de elinden geleni ardına koyma!...
    • Coşkun Büktel Mustafa'nın boş ve soyut tehditlerle dolu yazısına muhatabı Göktaş, "açıkça, mertçe, Türkçe, netçe" kurduğu final cümlesiyle, en iyi cevabı vermiş. "Elinden geleni ardına koyma!"...

      Mustafa beni bu sürecin dışında tutmak için "Hilmi-Erbil" diye defala
      rca vurgu yapmış. Evet, ben bu sürece katılmadım, çünkü Mustafa'nın dergiyi geç çıkarmasında bir kasıt yok. Mustafa da dergisinin erken çıkmasını istiyor ama kendi elinde olmayan nedenler yüzünden, belli ki bunu başaramıyor. Bu durumda Hilmi'nin, boşa giden reklam masrafları nedeniyle DT'yi ve İBBŞT'yı sorgulayıp tüyü bitmemiş yetimin hakkını araması saygıdeğer bir davranıştır elbette; ama ben yine de, insanların kendi ellerinde olmayan nedenler yüzünden suçlanmasını (suçlanan Mustafa bile olsa) içime sindiremedim ve bu sürece destek vermedim. Gerçi, Mustafa bugüne dek, bu tür ayrımlara hiç önem vermediği için, bugün de aynını yapabilir, suçlamalarını yönelttiği tarafı "Bulunmaz, Büktel ve Erbil" olarak saptayıp geçebilirdi. Demek ki, yıllardır kafasına vura vura, sonunda Mustafa'ya hiç değilse, elmalarla armutları toplamamayı öğretebilmişiz. Bu dünya için küçük ama Mustafa için çok büyük bir adım. Abartıyor muyum?

      Evet, galiba abartıyorum. Çünkü elmalarla armutları toplamamayı Mustafa'ya tam olarak öğretmiş sayılmam. Beni, Hilmi'nin başlattığı yetimin hakkını arama sürecinden (yani yalan makinası Mustafa'nın "kirli" diye tanımladığı o "saygıdeğer" süreçten) ayrı tutmuş ama ticari rakibi Erbil Göktaş'ı ayrı tutmamış. Oysa Hilmi'nin başlattığı yetimin hakkını arama sürecine, farklı nedenlerle de olsa, Erbil de benim kadar uzak kalmıştı.

      Mustafa, bu!... Ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Tek bir şeyden emin olabilirsiniz: Bi şey yaptığında, mutlaka kötü bir şey yapacaktır. İyi gibi görünen bir şey yaparsa, ardında mutlaka bir kirli menfaati vardır.
    • Coşkun Büktel SORU: Mustafa'nın beş halinden en az kötüsü hangisidir?
      CEVAP: Sızmış hali.

      (Kaynak: facebook)

21 Şubat 2013 Perşembe

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Kurucularından Eski Sahibi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı hızla Erbil Göktaş'laşırken, Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi Erbil Göktaş da şimşek hızıyla Mustafa Şükrü Demirkanlı'laşıyor!...





Coşkun Büktel · 54 takipçi
Salı, 11:18 · 
  • ARŞİV 3 EKİM 2007: Artık inancım odur ki, iyi bir oyun yazabilmek için (diğer pek çok şeyden önce) "karakter" gerekiyor.
    KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/linkcucenutandi.htm
    1
    • Zehra Sarısözen ve Nalan Örgüt bunu beğendi.
    • Mustafa Demirkanlı Coşkun, farklı başlık ama napim... Şu Avi Maraşlıyan meselesini çözdün mü? Hani senin facebook'una giderek destek verdiğin o "isimsiz sapık" hadi birlikte sizin hep yaptığınız gibi "adi, şerefsiz, orrospu çocuğu" tanımlarını birlikte kullanalım mı? Sen bu iletiyi yok sayacaksın, çünkü Avi'nin kim olduğunu öğrendin, belki de öncesinde biliyordun... Şimdi kıvır bakalım kıvırabildiğin kadar... O, senin de bildiğin kimliği yasal olarak kankan Hilmi'nin davasında resmi olarak kanıtlayacağım, bakalım o zaman ne yapacaksın? Feridun, bir iletisinde isim vermeden beni tanımlamış demiş, yok öyle bir şey, ben Feridun'u ya da bir başkasını tanımlamadım... IP'ler burada, sahibini hepimiz merak ediyor muyuz? Ne Feridun "beni tanımladın" triplerine girsin, ne Hilmi düne kadar desteklediği Avi'den kaçarak, sapığı tiyatronline'a mal etmeye çalışsın... İstediğiniz kadar yapın... Avi'nin imzası (3 tane) burada, kimliğini çözdük ama işe yaramaz yasal olarak belgelenecek... IP'lerini vereyim mi? Merak ediyorsan söyle vereyim... Bu sahtekarlıklar resmi olarak kanıtlanacak ve sonrasındaki görüşler de kamuoyuna yansıyacak... O gün senden destek istemiştim, bu sahte isimli sapığın tespitinde, destek verir misin diye, sen dalga geçtin, gittin Avi Maraşlıyan'a destek verdin... Avi'nin kimliği resmi olarak tespit edildiğinde, onun gölge kimliği olduğun da kanıtlanmış olacak... Sona çok az kaldı... Gerçekten doğrudan, gerçekten yanaysan hadi gel AVİ'nin kimliğini birlikte açıklayalım... Var mısın?
    • Mustafa Demirkanlı Büktel, gerçekçi filan değildir, pragmatistir... Düne kadar kol kola oldukları, Dergi'sinde kapak olduğu Erbil Göktaş'la Hilmi Bulunmaz'ın birbirinin kirli çamaşırlarını aktardıkları -ki çoğunun tanığı ve paylaşanı Büktel'dir- sessiz kalacaktır... Bu polemikten Büktel'e ekmek yok... Büktel işte bu kadar gerçekçidir... İşine geldiği kadar... İzleyin, sürekli gündeme getirdikleri artık ilgi alanının dışında olacak... Çünkü... avi de açıklanırsa, ömür boyu oluşturulmaya çalışılan çökecek... Bence çökmeyecek, Bğ
    • Mustafa Demirkanlı Büktel'in Feridun Çetinkaya diye sapasağlam, dümdüz, yalansız, dolansız, sahte kimlik kullanmayan ve yüzde yüz inandığı bir arkadaşı var, Büktel inanıyorsa biz de inanırız... Acaba Büktel, "Ben Feridun Çetinkaya'ya yüzde yüz kefilim" diyebiliyor mu? Diyebiliyorsa kayda alsın... Ama diyemeyecek ve burada yazamayacak... İddiam bu, yalanlamak da Büktel'e kaldı... İzleyelim, izledikçe Burak Caney'e ulaşacağız...
    • Mustafa Demirkanlı Erbil Göktaş'ın gerçekliklerle dolu, sermayeyle kol kola girenleri deşifre ettiği ve Hilmi Bulunmaz'ın kapitalist ilişkilerini açıkladığı yazısı....http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3689
    • Mustafa Demirkanlı Bu masala devam edeceğim... Kahramanlar: Coşkun Büktel, Feridun Çetinkaya, Hilmi Bulunmaz ve Erbil Göktaş... İzleyelim...
    • Coşkun Büktel Bın birinci kez soruyorum, Mustafa, şu aşağıdaki hakaretleri sen mi yazdın, yoksa onları ben mi uydurup sana mal ettim?

      MUSTAFA DEMİRKANLI: "Büktel, sen ne kadar korkak bir adamsın ve sen ne kadar yalanı ilke edinmiş bir adamsın ve sen Büktel ne kadar
       iftiracı bir adamsın. Adamsan karşıma çık, ne diyeceksen yüzüme söyle, bunu sana defalarca söyledim ve sen hepsinde kaçtın... Sadece yalan, iftira ile yaşamayı tercih ediyorsun. Eğer sen adamsan, karşıma çıkamıyorsan sıkıştığın yerde adımı kullanma! Bu takma ismlilerin sahibi tam bir orospu çocuğudur, bunları bana maletmeye kalkan da kendi sıfatını kendine yakılştırsın ama Büktel bir daha belgesiz konuşmam deme, eğer utanma duygun varsa. Tekrar ediyorum, bu takma isimlileri yaratan Orrospu çocuğudur!!! Sakın bana küfrettin deme! Ben şerefsizlere küfrediyorum, o şerefsiz elini kaldırırsa, "benim o derse" ben de evet o elini kaldırana küfrettim diyeceğim. Karşıma çıkmadan bu iftiralarla yaşamayı tercih ediyorsan bu ancak sana yakışır. Pis iftiracı, yalancı... Yüreğin ve kendine güvenin varsa karşıma çık pis iftiracı... Utanma duygusunu yitirmiş sahte yazar..."
      KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/bukteldemirkanlineicti.htm
    • Coşkun Büktel Daha önce defalarca yaptığı için, Mustafa'nın yukarıdaki 5 yorumunu silerek örtbas etmesi çok muhtemel. O nedenle, her zaman yaptığımız gibi, Mustafa'nın 5 yorumunu bir de buraya kaydederek sağlama alalım: 

      Mustafa Demirkanlı · 20 ortak arkadaş
      Coşkun
      ...Daha Fazlasını Gör
    • Feridun Çetinkaya Aklısıra yasal sorumluluk altına girmemek için adımı vermeden, ama açıkça eşkalimi vermek suretiyle beni kastedip, günahımı alarak, sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro Dergisi'nin anasayfasında bana günlerce iftira ve hakaret eden, hatta yine beni kastederek "insan olarak bile nefes almamalı" diyebilecek kadar kendini kaybedebilen Mustafa Demirkanlı'nın nasıl biri olduğunu hâlâ anlayamamış olanlar; açıkça isim vermeden ima yoluyla onca iftira ve hakaret eden Mustafa Demirkanlı'nın mertçe isim vermeye çağrıldığında nasıl sus pus olduğunu gösteren şu ibretlik yazıyı mutlaka okumalılar: https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/472294379473578
    • Coşkun Büktel Feridun'un yukarıdaki yorumunda linkini verdiği benim yazımdan ibretlik bir bölüm:

      ARŞİV / 14 Ocak 2013 :

      (...) Bakmayın (Mustafa'nın) böyle yüksekten atıp meydan okuduğuna... Bu kadar kendinden emin göründüğüne... Mahkemeye ver, diye meydan okurken,
       aslında Feridun'un mahkemeye vermesinden üç-buçuk attığı için, onun tastamam tarifini verdiği halde, Feridun’un adını bile telaffuz edemiyor. Kocaman kulaklı, uzun hortumlu, üç-beş ton ağırlığında, kütük ayaklı, avcılarca avlanmasına yol açan gayet değerli ve yay şeklinde iki uzun dişi bulunan , derisi çok sert bir hayvan diyerek, tam tarifini verip de yalnızca “fil” diye adını koymaktan kaçınanların taktiğini uyguluyor. "Kıstırdığı" bu Burak Caney'in benim yakın arkadaşım olduğunu, adının Fatsa’nın F’siyle başladığını, Avi'nin facebook'taki arkadaş listesinde adının bulunmadığını, tiyatro eğitimi alıp da o alanda başarısız olduğunu (yani tiyatro dışı bir işte çalıştığını), dergiden (yani Mustafa'nın dergisinden) kovulduğunu ve "ağırına gittiği için bunu hazmedemediğini söylüyor. (Mustafa’nın Feridun’a daha önce de “isim vererek” yönelttiği ve Feridun’dan ağzının payını almasına yol açan, apaçık bir eski iftira…)

      Mustafa, Fatsa’nın F’si dediği Feridun’a iğrenç biçimde küfrederken, ona “mahkemeye git!” diye meydan okurken, onu kıstırdığını ve ben destek versem de vermesem de onu yakalayacağını söylüyor. Hatta 1 nolu yazısının başlığında " Avi Bey de Yakayı Ele Verdi" diyor. Ama aldırmayın: Sallıyor. Bu lafların altı hiçbir zaman dolmayacak. Mustafa, Feridun'un adını bile asla veremeyecek. Bu kendinden emin, tahrik ve küfür dolu ifadelerden hiçbir şey çıkmayacak! Gerçekten mahkemeye verilmek isteseydi, Fatsa'nın F'sinin adını vermesi yeterliydi. Kimse bu kuru gürültüleri, yalancı pehlivanlıkları ciddiye almasın! Mustafa, bu kez Feridun olarak gayet dezenformatif biçimde tarif ettiği ve güya kıstırdığını söylediği Burak Caney’i yakalamaya çalışmayacak bile… Sadece Feridun aleyhinde kara propaganda yapıyor. Her zamanki gibi zihinleri bulandırmaya ve Burak Caney’i yakalamaya çalışan adam gibi görünmeye, Burak Caney'in korsan sitesinde yazarlık etmiş olmaktan elini yıkamaya çalışıyor ama nafile…

      KAYNAK: https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/472294379473578
    • Mustafa Demirkanlı Feridun Çeetinkaya kendisine "iftira ve hakaret" ettiğim iddiasını buralarda cevahiri kurtarmak için yazmasın, beni doğrudan savcılığa şikayet etsin. Eğer şikayet etmiyorsa, "yoksa çekindiği bir şey mi var?" der insanlar... Eldeki IP'leri verir, resmi olarak Avi Bey'le tanışmış oluruz. Sizler sadece HAKİKAT"in peşinde değil misiniz? Haydi bakalım...
    • Mustafa Demirkanlı Sadece gerçek'in peşinde olan bir diğer arkadaşınızın H. Hilmi Bulunmaz'ın gerçek dışılığını Erbil Göktaş açıklamış, bakalım yalanlama gelecek mi? Erbil Göktaş'dan "Örneğin, kanlı-bıçaklı olduğunuz Mustafa Demirkanlı’nın Tiyatro-Tiyatro Dergisi’ni geçen aylarda dağıtıma gittiğimiz Mephisto’da gördüğümü ve satın aldığımı size söylüyorum; “inanmak” istemiyorsunuz; “gerçekleri” işimize geldiği gibi yorumlamak da “kötü” bir şey değil mi?" http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3690
    • Coşkun Büktel Mustafa, (Avi'yle ilgili iki yazında tam tanımını verip de ismini vermeye yanaşmaksızın Avi, hatta Burak Caney olmakla suçladığın) Feridun Çetinkaya hakkında; bu sayfadaki ilk yorumunda "Feridun, bir iletisinde isim vermeden beni tanımlamış demiş, yok öyle bir şey, ben Feridun'u ya da bir başkasını tanımlamadım..." diyerek 180 derece dönüş yaparken hiç yüzün kızarmadı mı? (Avi hakkındaki yazılarında başka bir sürü tanımın yanında benim kankam olarak da tanımlayıp adını da "Fatsa'nın F'si" olarak verdikten sonra Avi olmakla suçladığın) Feridun'un seni savcılığa şikayet etmesinden bu kadar mı korkuyorsun? Avi yazılarında Feridun'a gayet açıkça yönelttiğin iğrenç suçlamaları, "nefes bile almamalı" tehditlerini bir kenara atarak, ben o lafları Feridun'a söylemedim, o lafların muhatabı olarak Feridun'u tanımlamadım, diyorsun. Açıkça görülüyor ki, Feridun'un seni mahkemeye verebilme ihtimalinden üç buçuk atıyor, bu ihtimali bertaraf etmek için, 180 derece dönmeyi bile göze alıyor; sırf Feridun seni savcıya şikayet edemesin diye, Avi yazılarında yaptığın tastamam tarifi ve adlandırmayı, bu sayfadaki daha ilk yorumunda ak pak inkar ediyorsun.

      Peki 180 derece dönmek sana yetiyor mu? Hayır. Yukarıdaki, alttan ikinci yorumunda, bir 180 derece daha dönerek, aynen, diyorsun ki:

      "Feridun Çeetinkaya kendisine 'iftira ve hakaret' ettiğim iddiasını buralarda cevahiri kurtarmak için yazmasın, beni doğrudan savcılığa şikayet etsin."

      Madem ki Feridun'u "tanımlamadın", madem ki Avi olmakla iğrenç biçimde suçladığın ve kankam olarak tanımlayıp "Fatsa'nın F'si" olarak adlandırdığın "Avi bey"in Feridun olmadığını söylüyorsun; öyleyse benim kankam Feridun, niye (senin deyişinle) "cevahiri" (doğrusu "zevahir") kurtarmak zorunda olsun ki? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Hem seni savcılığa şikayet edemesin diye tüm suçlamalarını 180 derece dönerek geri alıyor, hem de kalkıp Feridun'a "savcılığa şikayet etsin" diyerek güya hodri meydan çekip kabadayılık ediyorsun. Bu 180 derecelik hızlı dönüşlerden sonra yanakların pembeleşip yüzün hiç kızar mıyor mu? Bu 180 derece dönüşlerle asıl kendin zevahiri kurtarmaya çalışırken, seni ürküten kişiyi "zevahiri kurtarmaya çalışmakla" suçlaman, acaba sana bir pişkinlik şampiyonluğu getirebilir mi, ne dersin?

      Diyorsun ki:

      "Eğer şikayet etmiyorsa, 'yoksa çekindiği bir şey mi var?' der insanlar..."

      Tabii, ki, çekindiği bir şey var, Mustafa: Senin pişkinliğin ve gerektiğinde, aynı sayfada söylediklerini bile inkâr edebilmene imkân sağlayan 180 derece dönebilme kabiliyetin...

      Okurlara konu dışı bir sorum var: Ortalama bir vantilatör saniyede kaç dönüş yapar?

      (Kaynak: facebook)