KEMAL BAŞAR TWITTER'DA YAZMIŞ: "Çağdaş tiyatro, yönetmenin işidir. Başarısızlıksa sonuç, sorumluluğu onun ve onu seçenlerin üstündedir. Oyuncuyu, seyirciyi suçlamak zaaf..."
KEMAL BAŞAR BENİ ENGELLEDİĞİ İÇİN TWITTER'DA CEVAP VEREMEDİM, O NEDENLE BURADA CEVAP VERİYORUM:
Sizin "çağdaş tiyatro" dediğiniz o şey, aslında benim "asparagas tiyatro" dediğim şeyin ta kendisidir... Benim "Yönetmen Tiyatrosuna Karşı" (http://coskunbuktel.com/yonetmentiyatrosuna%20karsi.htm) kitabımdaki kanıtlı belgeli tezlerime karşı gıkını çıkaramayan ve kendini benim tezlerime karşı ancak sansürle koruyan yetersiz birtakım insanların, tiyatroda tanrıcılık oynaması, sanat filan olamaz. Sanat yapabilmek için, önce "sanatçı" olmak gerekir. Ve sanatçı olmak için, tiyatral iktidarın cebinize koyduğu "sanatçı kimlik kartı" yeterli değildir. Her zaman söylediğim gibi: Bazı yanlışlar tüm doğruları götürür. Sansürden medet uman bir insan allame-i cihan olsa, sanatçı olamaz. Ve Kemal Başar zaten allame-i cihan değildir.
(Kaynak:
facebook)
Mustafa Demirkanlı yeryüzünde bir insana "küfürbaz" diyecek en son insandır. Yoktur onun böyle bir hakkı...
(BELGE VE KAYNAK GÖSTERMEYE, BELGE VE KAYNAKLARA LİNK VERMEYE, BENİM KİME VE NASIL KÜFRETTİĞİMİ SERGİLEMEYE GEREK DUYMAKSIZIN) BENİ, SÜREKLİ OLARAK, KÜFÜRBAZ OLMAKLA, "KÜFREDEREK VAROLMAKLA" SUÇLAYAN MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN BANA YÖNELİK, KENDİ AĞZINDAN, "BELGELİ" KÜFÜRLERİ:
Büktel, sen ne kadar korkak bir adamsın ve sen ne kadar yalanı ilke edinmiş bir adamsın ve sen Büktel ne kadar
iftiracı bir adamsın. Adamsan karşıma çık, ne diyeceksen yüzüme söyle, bunu sana defalarca söyledim ve sen hepsinde kaçtın... Sadece yalan, iftira ile yaşamayı tercih ediyorsun. Eğer sen adamsan, karşıma çıkamıyorsan sıkıştığın yerde adımı kullanma! Bu takma ismlilerin sahibi tam bir orospu çocuğudur, bunları bana maletmeye kalkan da kendi sıfatını kendine yakılştırsın ama Büktel bir daha belgesiz konuşmam deme, eğer utanma duygun varsa. Tekrar ediyorum, bu takma isimlileri yaratan Orrospu çocuğudur!!! Sakın bana küfrettin deme! Ben şerefsizlere küfrediyorum, o şerefsiz elini kaldırırsa, "benim o derse" ben de evet o elini kaldırana küfrettim diyeceğim. Karşıma çıkmadan bu iftiralarla yaşamayı tercih ediyorsan bu ancak sana yakışır. Pis iftiracı, yalancı... Yüreğin ve kendine güvenin varsa karşıma çık pis iftiracı... Utanma duygusunu yitirmiş sahte yazar...
BELGENİN KAYNAĞI: http://www.coskunbuktel.com/bukteldemirkanlineicti.htm
(NOT: Yukarıda linkini verdiğim sayfada, belgenin, orijinal facebook sayfasındaki orijinal ilk halinin coskunbuktel.com'a kopyaladığım versiyonudur. Sayfanın sonunda, belgenin orijinal facebook sayfasına da link verilmiştir. Ama facebook sayfasında bazı kişiler sonradan yorumlarını sildikleri için, sayfa orijinalitesini bir ölçüde yitirmiştir. O nedenle, okurların sayfayı önce eksiksiz kopyasından tanımasını tercih ettik.)
SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAK ZORUNDA DEĞİLİZ!
Sendikal mücadele için Selin Erdem'in ölmesinden önce de yeterli neden vardı. Selin Erdem ölmese de, sendikal mücadeleyi gerekli kılacak şartlar mevcuttu. Emekçiler, Selin Erdem ölmeden önce de sömürülüyorlardı. Emekçiler Selin Erdem'in ya da herhangi bir emekçinin ölmediği setlerde de sömürülüyorlardı ve sömürülüyorlar. Sendikal mücadeleyi hararetlendirmek için tesadüfün yardımına ihtiyaç olmamalıydı. Sendikal mücadeleyi kitlelere duyurmak için herhangi bir sette, bir kamyonun freninin patlaması ve o sırada herhangi bir emekçinin tesadüfen orada olup kamyonun altında kalması gerekmiyordu. Sendikal mücadelenin böyle talihsiz bir tesadüfü (Orada ölen kişi, pekâlâ Hamdi Alkan'ın dizide oynamış kızı ya da Coşkun Büktel'in dizide oynamış oğlu da olabilirdi.) gayrı insani biçimde propaganda malzemesi olarak suistimal etmesi, şart değildi, çünkü setlerdeki koşullar adam akıllı anlatıldığında koskoca bir külliyat oluşturabilecek kadar vahimdi. Selin Erdem ölmese de, sendikal mücadele için yeterli nedenler ve koşullar mevcuttu.
Linççilerin alçaklığını anlatmak için, Hilmi'nin Lefkoşa'daki protestoya gitmesi şart değildi. Hilmi Lefkoşa'ya gitmese de linççiler alçaktı. Linççiler Hilmi'nin gittiği gibi Lefkoşa'ya gidememedikleri için alçak olmadılar. Linççileri alçak yapan şey, Hilmi'nin Lefkoşa'ya gitmesi olmadı. Linççiler ya da Lefkoşa'ya gidemeyenler, Lefkoşa'ya gidemedikleri için alçak değildirler. Lefkoşa'ya gitmekle linççiler ya da onların alçaklığı arasında bağ kurmaya çalışmak sinekten yağ çıkarmaya çalışmaktır. Biz sinekten yağ çıkarmaya tenezzül etmek zorunda değiliz, çünkü linççilerin alçaklığına ilişkin zaten koskoca bir külliyat yaratmışız. Linççilerin Lefkoşa'ya gitmemesinden (bu kadar doğal asla suç sayılamayacak bir durumdan) yararlanmaya tenezzül etmek zorunda değiliz. Hatta tam tersini yapmak zorundayız: Lefkoşa'ya gitmeyen herkesin alçak olduğu anlamına da gelebilecek bir başlık kullanmaktan kesinlikle sakınmalıyız. O nedenle Hilmi'nin, şu aşağıya aktardığım ve sayfasına link verdiğim başlığını, Selin Erdem "kazasıyla" ilgili tutumundaki kadar yanlış buluyorum:
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz , LİNÇ KAMPANYASI imzacısı alçakların katılmadığı Lefkoşa Belediye Tiyatrosu eylemine katıldı: http://www.tiyatroyun.blogspot.com/2012/07/lincci-alcaklarn-katlmadg-lefkosa.html
Hiçbir partiye, hiçbir cemaate, hiçbir gruba dahil olmaksızın saatini yalnızca somut hakikate göre ayarlayan bağımsız bir yazar olmak ne kadar zormuş.
facebook bataklığı'nın notu: Nesnel durumu, öznel duygularla açıklamaya, açımlamaya yeltenen aşağıdaki yazının yanıtı, www.tiyatroyun.blogspot.com'da mutlaka verilecektir. Aşağıda yayınladığımız yazıdaki önemli gördüğümüz bazı yerleri, "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!
***
SELİN ERDEM, HİLMİ VE HAMDİ
Ölümle sonuçlanan talihsiz bir kazayı (ve Hamdi Alkan'ın yanlış anlaşılmaya müsait bazı beyanlarını) çarpık yorumlarla kötüye kullanıp sendikal mücadelenin aracı yapanlara katılmakla ve bu talihsiz ölüm yüzünden Hamdi Alkan'ı "timsah gözyaşları" döküyor diye suçlamakla Hilmi Bulunmaz; Alkan'ın niyetini okuyarak onu haksız yaftalamış; her zaman suçladığımız linççiler kadar yanlış davranmış, kısacası Hamdi Alkan'a haksızlık etmiş oluyor. Hamdi'nin pek çok insani hatasının tanığıyım ama onun aşırı gelişmiş merhamet duygusunun da tanığıyım. Hamdi, benden de, Hilmi'den de, o kaza ölümü "kullanan" sendikacılardan da daha merhametli bir insandır. Yakınlarından başka hiç kimsenin Selin Erdem'in ölümüne Hamdi Alkan kadar üzüldüğünü sanmıyorum. Bence Hamdi'nin "Timsah gözyaşı" diye suçlanan üzüntüsü, en azından Hilmi'nin devrimci üzüntüsünden daha keskin bir gerçektir.
Hilmi'nin konuyla ilgili yazısının linki: http://www.tiyatroyun.blogspot.com/2012/07/kendini-bildi-bileli-kapitalizmin.html
Kanun diye kanun diye kanunu tepeleyenler gibi; bizim eleştirilerimize "küfür edebiyatı" "küfür edebiyatı" diyerek bize (Hilmi Bulunmaz, Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel") karşı husumet yaratmış olanlar; şimdi de kalkmış "husumet edebiyatı" "husumet edebiyatı" diye güya "husumet edebiyatını" eleştirirken; daha dün bize karşı "husumet edebiyatının" daniskasını yönelttiklerini örtbas etmeye çalışıyorlar. Tek kozları: İnsanların balık hafızaları...
Asparagas tiyatro ("yönetmen tiyatrosu") saçmalıklarına net biçimde karşı çıkamadığı için, Melih Anık, (geçmişte ÖZDEMİR NUTKU'NUN THEOPE SKANDALI'nı örtbas etme görevini üstlendikleri gibi, bugün de HALUK BİLGİNER'İN ENOBARBUS SKANDALI'nı örtbas etme görevini üstlenmiş) yalaka vandallara dün nasıl doyurucu bir cevap verememişse; bugün de, (vandalların geçmişte "Büktel, Çetinkaya ve Bulunmaz'a yönelttikleri linç ya da husumet edebiyatını hâlâ özenle görmezden geldiği için) vandallarla girdiği polemiklerde, vandallara hak ettikleri cevabı yine elbette veremiyor.
Sonuçta karşılıklı mızırdanıp duruyorlar ve içlerinden biri ifade gücü sıfır olan Mimesisçesiyle upuzun bir yazı yazarak, kulağını en uzak mesafeden tutup, özetle, o mızırdanmaların tiyatromuz açısından çok önemli olduğunu ilan ediyor. Mimesisçe'nin zekâ problemini örtbas etmekte ne kadar yetersiz kaldığını bir türlü kavrayamadan, kendi yağlarında kavrulup gidiyorlar.
KİM BU "whoosie" TAKMA ADLI İFTİRACI?
2009 YILINDAN BU YANA, EKŞİ SÖZLÜK'TE "whoosie" TAKMA ADIYLA (VE GÜYA İSPAT İÇİN MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN SİTESİNE LİNK VERİLEREK) SÜRDÜRÜLEN VE DEMİRKANLI'NIN ASLA İTİRAZ ETMEDİĞİ KLASİK YALANI HERKES BİLMELİ... BAKIN whoosie NE DİYOR:
başka bir theope'nin varlığı ile daha da heyecanlı hale gelen tartışma. coşkun büktel'in bağıra çağıra "başka yok" dediği theope'nin konu olarak oldukça benzerinin bulunmasıyla kimin haklı kimin haksız olduğu yeniden tartışma konusu olmuştur.
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=1154
(whoosie, 04.08.2009 16:57 ~ 05.08.2009 10:42)
WHOOSIE'NİN BU YAZISININ EKŞİ SÖZLÜKTE YER ALDIĞI ORİJİNAL SAYFAYI GÖRMEK İÇİN, TIKLAYINIZ:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=co%C5%9Fkun+b%C3%BCktel+ve+%C3%B6zdemir+nutku%27nun+theope+polemi%C4%9Fi
***
SİZCE KİM OLABİLİR MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN THEOPE'Yİ ŞAİBELİ KILMAK AMACIYLA YAYINLADIĞI O DEZENFORMATİF YAZIYA LİNK VEREREK, O DEZENFORMATİF YAZIYA BİLE RAHMET OKUTACAK BİÇİMDE "ŞAİBEYİ APAÇIK İFTİRAYA DÖNÜŞTÜREN", TAKMA ADIN ARDINA SIĞINMIŞ BU İFTİRACI WHOOSIE?
***
MUSTAFA DEMİRKANLI, ÖZDEMİR NUTKU DAHİL HİÇ KİMSENİN BÜKTEL'İ İNTİHALLE SUÇLAMADIĞINI SÖYLÜYORDU:
MUSTAFA DEMİRKANLI: "Sonuç olarak, Büktel'e bugüne kadar kimse intihal yaptın demedi."
KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/asrinzincirlemeyalani.htm
EVET, MUSTAFA ÇOK HAKLI: KİMSE BENİM THEOPE'MLE (VAROLMAYAN) BAŞKA BİR THEOPE ARASINDAKİ BENZERLİKLERDEN SÖZ EDERKEN "İNTİHAL" KELİMESİNİ KULLANMADI. whoosie BİLE İNTİHAL KELİMESİNİ KULLANMIYOR. NE DİYOR whoosie? MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN DERGİSİNDE DE YAYINLADIĞI, HATTA BAŞLIĞINI ("EVET İKİNCİ BİR THEOPE VAR") KAPAKTAN VERDİĞİ, GERÇEKLERİ ÇARPITAN DEZENFORMATİF YAZIYI KAYNAK GÖSTERİP LİNK VEREN whoosie DİYOR Kİ:
coşkun büktel'in bağıra çağıra "başka yok" dediği theope'nin konu olarak oldukça benzerinin bulunmasıyla kimin haklı kimin haksız olduğu yeniden tartışma konusu olmuştur.
PEKİ MUSTAFA 2009 YILINDAN BU YANA EKŞİ SÖZLÜKTE KENDİ YAYINLADIĞI YAZI TANIK GÖSTERİLEREK SERGİLENEN BU VANDALCA İFTİRAYA BUGÜNE DEK BİR KEZ OLSUN, İTİRAZ ETTİ Mİ? ETMEDİ.
KİM BU İFTİRACI whosie?... BİLENLER, İNSANLIK ONURU ADINA, LÜTFEN BİZE DE BİLDİRSİN. KENDİSİNİ DAVA ETMEYECEĞİZ. YALNIZCA TEŞHİR EDECEĞİZ; ONU DA, ARDINDAKİLERİ DE...